bulut etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bulut etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Mayıs 2012 Çarşamba

Esaretten Kurtulun!

Türk toplumu bilgisayar ve teknoloji ile o kadar bütünleşti ki, geçmişten bu güne şöyle bir göz gezdirirseniz, inanılmaz sonuçların doğduğunu kendinizde görebilirsiniz. Daktilodan, dokunmatik klavyelere; dosya kağıtlarından, LED ekranlara; donanımın gücü o kadar gelişti ki, 20 yıl önce bugüne ait bir fotoğraf gösterseniz, deli olmak ile suçlanırsınız. Peki donanım bu kadar gelişmiş iken yazılım ne alemdedir?
Tabii ki yazılımda bir o kadar gelişti, çeşitlendi. Ama bu çeşitlenme kullanıcıya asla yansımadı. Kullanmaya alıştıkları işletim sistemini, hataları ve sorunları ile kabul etmek zorundaydılar çünkü piyasa bu yazılımın tekeline girmişti. Hangi yazılımdan bahsettiğimi hepimiz biliyoruz. Microsoft piyasa üzerinde kurduğu egemenliği arttırırken, yazılım ve oyun üreticileri de doğal olarak bu duruma destek vermek zorunda kaldılar. Bu durum kimsenin rahatını bozmadan yıllarca sürüp gitti. Ne zaman ki bilgisayar sistemlerinin dünya üzerinde ilk adından söz ettirmeye başladığı zamanlarda ki ruh ve inanış yeniden doğana kadar. Açık-Kaynak.
Canonical firması, Açık-Kaynaklı işletim sistemleri arasında şu anda dünyada en revaçta olanını yarattı ve oun üzerinden desteklerini milyonlarca insanla birlikte sürdürüyor. Ubuntu.
Oldukça iddialı şekilde tasarlanan bu işletim sistemi tüm dünyada ücretsiz kullanıma sunuluyor. Aktif olarak yaklaşık 30 milyona yakın kullanıcısı bulunan işletim sistemi, gerek dizaynı, gerek hızı gerekse kullanım kolaylığı açısından, esiri olduğumuz işletim sistemlerinden çok daha güzel. Bu güzel yazılımı bilgisayarınıza taktığınız anda yükleme esnasında bile size tek ihtiyacınızın Internet bağlantısı ve eğer taşınabilir bir bilgisayarsa, bir güç kaynağı olduğunu söylüyor. Ondan sonra siz parmağınızı bile oynatmadan Ubuntu sizin için donanım sürücüleriniz dahil her şeyi yükleyerek, sisteminizi hazır hale getiriyor. 
Dev bir kullanıcı bulutuna bağlı olan Ubuntu, sorularınızı, talimatlarınızı ve görüşlerinizi almak için bu kullanıcı bulutundan yararlanıyor. 30 milyonluk bir teknik destek servisi hayal edin Bu sistemde herkes birbirine yardımcı olmaya ve Açık-Kaynak felsefesini yaymaya çalışıyor. Peki asıl sorulması gereken soru, üretici firma bundan nasıl para kazanıyor. Ubuntu tüm dünyaya bedava dağıtılıyor. Bu işletim sistemini tercih eder ve kullanmaya başlarsanız, ve çözüm gerektiren bir sorununuz olursa bunun çözümü için Ubuntu kullanıcılarına başvurabilirsiniz. Eğer bu konuda daha kesin ve hızlı bir sonuç istiyorsanız işte o zaman üretici firma ile irtibata geçebiliyorsunuz. Çok ufak ücretler karşılığında siz teknik hizmet sunuyorlar ve firma tüm gelirini bu yolla karşılıyor. Eğer yıllardır masanızda duran bilgisayarınıza yeni bir kimlik kazandırmak istiyorsanız, www.ubuntu.com adresini ziyaret edin ve kendinizi yıllardır emri altında bulunduğunuz yazılımların esaretinden kurtarın.


11 Mayıs 2012 Cuma

Kitlelerin Çeviri Gücü


   
   Dil kuşkusuz kişiler ve/veya ırklar arası uçurumu (dijital uçurumu) derinleştiren en önemli sebeplerden biri. Facebook’un Türkçe seçeneği olmasaydı muhtemelen Türkiye kullanıcı sayısı bakımından Facebook dünya sıralamasında 7. olmayacaktı. Aslında, 'dil' erişimin ve iletişimin olmazsa olmaz biricik parçası. 



    Google translate ve benzeri çeviri hizmetleri şuan için yeterli sayılmazlar. Her lisanın dilbilgisi, kalıpları, noktalama işaretleri kendine has ve üstelik bir lisanın ait olduğu kültüre hakim olabilmek ise işin diğer bir önemli boyutu. İyi ama dünya üzerinde birçok dil var ve her birinin çeviri maliyeti, şirketleri zor durumların eşiğine getirebilir derken bu taşın altından da Crowdsourcing çıkıyor. Herkesi bu süreçte birer tercüman olmaya, dilini ve dolayısıyla kültürünü paylaşmaya çağırıyor. 



   Twitter bu yöntemle oldukça başarılı olmuş ve içlerinde öğrencileri, gazetecileri ve hatta IT uzmanlarını barındıran 13.000 kişilik gönüllüler bulutunu oluşturarak Twitter’ın oldukça kısa bir sürede 28 farklı dile çevrilmesini sağlamıştı. Facebook’ta da aynı şekilde başarılı örneklerine tanık olduğumuz bu yeni çeviri yöntemine güncel bir örnek olarak Pinterest’i sayabiliriz.



   Bugünlerde kendilerine bu çeviri sürecinde yardım edebilecek tercümanlar arayan Pinterest öncelikle beş lisanda odaklamayı hedefledi -İspanyolca, Portekizce, Japonca, Almanca, ve Fransızca-. Pinterest bu imece usulü çeviri sürecine herhangi bir lisanda akıcı olan herkesi davet ediyor.

11 Nisan 2012 Çarşamba

Eric Whitacre ve Sanal Koro

Müziğe olan ilgimiz kişisel boyutta değişkenlik gösterse de, sonuç olarak her zaman muazzamdır. Eski zamanlarda insanlar müziğe olan ihtiyaçlarını, bu işin ehli olan sanatçıların etrafını çevirerek ve onları saatlerce dinleyerek gideriyorlardı. Bilgi toplumuna yaptığımız ani sıçrayış sonrası, "amatör" kavramının yükselişe geçmesi ile, bu durum biraz değişti.
Klasik müzik için konuşacak olursak, bu tarzda ki yapıtlar, tıpkı kendileri gibi klasik ortamlarda, yüz yılları devirmiş salonlar da, büyük bir kasvet içerisinde topluma sunuldu. O sofistike ortam insanları gereğinden fazla etkiledi ve tüm kitleye ulaşmak yerine kendi seyircisini yarattı. Her sanat dalında olduğu gibi, bu lükse ulaşamayanlarda ise sadece uzak bir tutkuya, bir hayale dönüştü.

Ünlü orkestra şefi Eric Whitacre üniversiteye kendi deyimi ile rock müzik yıldızı olmak için gitmişti ama beklediğini bulamamıştı. Müziğe olan ilgisini kaybetmemek için üniversitenin korosuna katıldı. Koro ile yaptığı ilk çalışmada çalan müzik Mozart'tan Requiem olmuştu ve bu bestenin ruhu zincirleyen notaları onun hayatını değiştirdi.

Yıllar geçti ve Eric Whitacre harika bestelere imza attı. Büyük bir hayran kitlesi yarattı. Bir gün YouTube'da izlediği bir video sonucunda bu zamana kadar kimsenin aklına gelmeyen bir projenin de temellerini attı. Genç hayranlarından biri Eric Whitacre'ın "Sleep" isimli bestesinin bir bölümünü, bilgisayarı karşısında çektiği bir video'da seslendiriyor ve bu işi gerçekten iyi yapıyordu. Video ilk yayınlandığı andan itibaren bir çok kişi tarafından izlenmişti. Eric Whitacre, dünyanın bu iş için yetenekli binlerce amatör ile dolu olduğunu fark etmişti, ve "sanal koro" fikri bu şekilde doğdu. Whitacre, koroyu yönetirken yaptığı hareketlerden oluşan sessiz bir video yayınladı. Bu yönetim video'su sayesinde, bestelerine eşlik eden amatörler karşılarında bizzat Eric Whitacre tarafından yönetilerek, besteleri seslendireceklerdi.


Kısa bir süre içerisinde binlerce amatör ses, Eric Whitacre'ın yayınladı Lux Aurumque bestesinin yönetimine uyarak, bu bestenin bölümlerini seslendirdi ve videolar çığ gibi büyüdü. Yine bir hayranı Eric'e bir teklif götürdü ve bu video'ları birleştirerek, koro biçimine sokabileceğini söyledi. Eric'in cevabı; "Bende senin gibi birini arıyorum" oldu. Hayranı,  seçilen 185 videoyu birleştirdi ve ortaya Eric Whitacre yönetiminde ilk sanal koro ortaya çıktı.


Bu harika fikir büyük beğeni topladı ve Eric Whitacre, iki tane farklı besteye ait yönetim videosu daha yayınladı. Bu sefer seçilen seslerin sayısı binleri geçti ve ortaya "amatör" seslerden oluşan dev bir bulut çıktı.
Tarihte ilk kez gerçekleştirilen bu proje sayesinde Eric Whitacre, dünyanın en büyük sanal müzik topluluğu olan "Sanal Koro" 'yu yönetiyor. Her ülkeden birleşerek seslendirilen bu besteler ise dinleyenlere hoş bir deneyim yaşatıyor. Bu hamle ile klasik müzik adına hayaller üreten ve kendilerini o koronun bir parçası gibi görmek isteyenler, kasvetli dev sahnelerde değil de, kendi evlerinin sıcak koşullarında bu koronun bir parçası olma deneyimini yaşayabiliyorlar.


2 Mart 2012 Cuma

Ağa Seve Seve Yakalanın: Cloud Labor

 Kitle kaynak mekanizmasının gelişmesi ve yayılması, bundan yeni faydalanmaya başlayan insanların aklına "Peki bize kim yardım ediyor?" sorusunu getirdi. Türkiye'de pek tanınmıyor olsa da bunun cevabı uzun bir süredir biliniyor; Cloud Labor. Tanıtımı Türkçeleştirirsek eğer karışımıza "İşçi Bulutu/Havuzu" çıkıyor . Bu  tanım; basit ve karmaşık  işleri yerine getirmek için, talep ve yararlanma üzerine kurulan bir iş gücü havuzu olarak açılabilir. Bu sistem içerisinde sorun ya da ihtiyaca göre dağılım gerçekleşiyor ve sanal havuz bu talepler doğrultusun da işçi tedarik edilebiliyor. Bu sistemin en güzel yanı arz ve talep arasında ki bağı gerçek dünyadan çok daha hızlı kurması. Sistemi örneklendirecek olursak bunu en güzel anlatacak örneğin örümcek ağı olduğunu düşünüyorum. Kendinizi, bir sürü kolu olan büyük bir ağa takılmış bir böcek olarak görün, ve o ağın her kolunun ucunda sizin yaşadığınız problem yüzünden çırpınırken oluşturduğunuz titreşimleri algılayan örümcekler olduğunu hayal edin. tek fark bu örümcekler sizi öldürmeye değil yardım etmeye geliyorlar.